Esat Sönmez

Esat Sönmez – Kadıköy’de hızla değişen bir mahalle; HASANPAŞA…

Hasanpaşa

“Elli sene önceki Hasanpaşa’nın o modern insan yapısı artık yok. Binalar, yollar, araçlar büyük bir hızla modernleşirken, insanlar büyük bir hızla geriliyor. Köyden göç eden insanlar, büyük binaları dolduruyorlar. Tesettür ve türban dediğimiz ve de ne yazık ki estetikten, çağdaşlıktan uzak giysili kadınlar, bütün Türkiye’yi olduğu gibi Hasanpaşa’yı da sardı. Genç erkekler, jöleli saçlarıyla adeta yer fırçası görünümünde, bedenlerinden üç ölçü daha büyük şalvar kotlarla dolaşıyorlar.”

Esat Sönmez

Esat Sönmez

O zaman “Asfalt” dediğimiz yol kaplama karışımı, yalnız ana caddelerde kullanılırdı. Dar ya da geniş sokaklar ya topraktı ya da taş. Bir yağmur yağdığında sokaklar çamur olurdu. Yokuş olan sokaklardan ana caddelere gürül gürül akardı yağan yağmurun suyu. Benim doğduğum sokak da böyle yokuş aşağı idi. Acıbadem ile Hasanpaşa’yı birbirine bağlayan güzel bir sokak. Yukarıda Acıbadem Caddesi, aşağıda Kurbağlıdere (Söğütlüçeşme) Caddesi. İki farklı yaşam tarzı ve iki farklı yaşam kalitesini birleştiren Ulusuluk Sokak…

Hasanpaşa hep canlıdır. Kıpır kıpır… Bakkallar, fırınlar, şekerciler, yufkacılar, aktarlar, eczaneler ve de illaki kahvehaneler… Ara sokaklara asfaltın girmediği yıllarda, her yan kahvehane doluydu. Yazın kapının önüne konan ahşap sandalyelerde içilirdi sigaralar, nargileler… İçerde ise yaz- kış oynanan kâğıt oyunları… Ya pişti ya da ellibir. Poker ve briç, her zaman olduğu gibi o zaman da “Sosyetenin” oyunu olduğundan, bu mahalle kahvehanelerine girmezdi.

Tramvaylar yerini Skoda otobüslere bırakmıştı…

Biz Hasanpaşalılar hep İlkbaliye İlkokulluyuzdur. Hadi ‘hep’ demeyeyim de, ‘genellikle’ diyeyim… Çünkü çevrede başka okullar da vardı. Ama nedense tercihimiz İlkbaliye Okulu idi. O yıllar tramvaylı yıllardı. Daha sonra tramvaylar kaldırıldı ve yerine Skoda belediye otobüsleri geldi. Bu otobüsler bir garipti. Sürücü solda otururdu. Bir de sağ tarafta koltuk vardı ki, ben oraya oturmayı çok severdim. İkinci sürücü gibi… Peki, bu iki koltuk arasında ne vardı? Otobüsün kocaman motoru işte tam buradaydı. O nedenle de yazın otobüsün ön koltukları hamam gibi olurdu. Motor arıza yaparsa, sürücü motorun kapağını açar ve tamir etmeye çalışırdı.

hasanpasa-1911Biz dört katlı bir apartmanın ikinci katında otururduk. Zaten başka yüksek bina da yapılmazdı. Fakat Kurbağlıdere Caddesi’nin paralelinde ve aşağısında yer alan, dereye kıyı olan sokak, çok daha sevimliydi. Dere kıyısında tek katlı ahşap evler vardı. Bu sokağa girdiğinizde Kurbağlıdere’yi görmeniz mümkün değildi. Çünkü dere kıyısı, sokak boyunca tek katlı ahşap evlerle gizlenmişti. Ancak bu ahşap evlerden birine girip de, arka bahçesine geçtiğinizde görürdünüz Kurbağlıdere’yi… Dere, o zamanlar bugünkü gibi pis kokmuyordu. O ahşap evlerin sahipleri sanki Göksu Deresi kıyısı imiş gibi Kurbağlıdere’ye açılan bahçelerine masa-sandalye koyup; kahvaltı ve beş çayı keyfi yaparlardı dostlarıyla beraber…

Bir de Gazhane’miz vardı. Hani bugünlerde “Ne yapalım bu binayı?” diye düşünenler var, işte o bina… Şimdiki gençler şaşıracaktır ama bizim evde kullandığımız ocaklara gelen gaz, işte bu gazhaneden gelirdi. Dökümden yapılmış, her yanı açık ocaklarımızın gözleri, bu gazla yanardı. Şimdiki doğalgaz gibi hemen her eve “Havagazı” bağlantısı yapılmıştı. Çok pis kokan bu gazla, o yıllarda intiharlar çok oluyordu. Her ay “Havagazı Saati”ni okumaya gelen memur, faturayı bırakır ve bir zaman sonra gelip, kapıdan tahsilatını yapardı. Gazhanemiz bir de sağlık işinde kullanılırdı. Ne o, şaşırdınız mı? Gazhane ile sağlık hizmetinin ne ilgisi var değil mi? Oysa, boğmaca olan çocuğunu anneler buraya getirirdi. Vallahi bilmiyorum işe yarar mıydı, bir faydası var mıydı? Ama o zamanlar öyle bir alışkanlık vardı.

Mahmut Baba Türbesi, bütün Hasanpaşalıların tek dilek kapısıydı…

Bugün kaldırılan Salı Pazarı’nın hemen karşısında bir de türbemiz vardı. Mahmut Baba Türbesi, hala yerinde ve bakımdan geçti. O zamanlar böyle değildi. Yalnızca önünde mum yakmak için bir niş vardı. Bütün Hasanpaşalıların tek dilek kapısı bu türbeydi. Zamanla bu türbe de önemini yitirdi. Şimdiki modern Söğütlüçeşme Tren İstasyonu yapılırken, orada bulunan mezarlıkların büyük bölümü de kaldırıldı. Mahmut Baba Türbesi’nin çevresindekiler kaldı. İşte o yıkımlar yapılırken, büyük söylentiler çıkmıştı. Söylentiye göre mezarlıkların yıkımı sırasında dozerlerin kepçeleri kırılıyordu, durup dururken dozerler bozuluyordu. O nedenle hiç bir dozer operatörü o mezarlıkları kazmak istemedi. Bir başka söylenti ise açılan mezarların birçoğundan hiç bozulmamış cesetler çıkıyordu. Hatta bunlardan biri Osmanlı subayı idi ve resmi giysileri içinde hiç bozulmadan çıkarılmıştı. Söylentiler böyleydi… Ben bunları kulağımla kazı alanında duydum ama gözlerimle görmedim.

Şimdi Söğütlüçeşme İstasyonu’nun altından geçenler, geniş caddenin bile tıkandığını görürler. Caddenin üstünde tren köprüsü vardır. İşte bu modern istasyon yapılmadan önce buradaki köprü, ancak tek arabanın geçeceği büyüklükteydi. Köprünün her iki tarafında oval ayna vardı ki, bu aynalar köprünün diğer tarafındaki araçları görmek içindi. Bir de trafik işareti vardı. Ama trafik lambası değil… Sadece “Karşıdan Gelene Yol Ver” tabelası. Bu köprünün bir tarafı Kadıköy’e, diğer tarafı Hasanpaşa’ya açılırdı. Kadıköy tarafından gelen araç, o küçücük köprüden geçerdi; daha sonra Hasanpaşa tarafında bekleyen araç…

Acem’i, Boşnak’ı ve diğerleri, Hasanpaşa’nın nüfusunu oluşturuyorlardı…

Hasanpaşa’nın kendine özgü bir havası vardı. Acem’i, Boşnak’ı ve Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden buralara göç etmiş insanlar, Hasanpaşa’nın nüfusunu oluşturuyordu. Tarihi Hasanpaşa Camisi, tek ibadet mekânıydı. Ahşap evler, bakımlı ve içinde oturulabilecek nitelikteydi. O zaman erkeklerin kadına bakış açısı yanlış değerlendirilmediğinden, kadınlar ‘türban’ ve ‘tesettür’ gibi acayip giysilere bürünüp, sokaklarda kendilerini erkeklerden korumak zorunda kalmazdı. Yalnız, “Boşnak” dediğimiz Yugoslavya’dan gelmiş kadınlar, mevsimine göre dizkapaklarından aşağıya inmeyen pardösü giyerler ve başlarını başörtüsü ile örterlerdi. Bizim orta yaşın üzerindeki kadınlarımızdan bazıları ise yalnız başlarını örterlerdi. Giysileri için özel bir örtünme şekli yoktu.

50 sene önceki Hasanpaşa’nın o modern insan yapısı artık yok…

Değişim kaçınılmazdır, fakat yozlaşma bütün kültürleri yıkar. Hasanpaşa da, Türkiye’nin bir parçası olarak yozlaşmadan payını aldı. Geçmişte kalan o güzelim mahalle dostlukları bir bir yıkıldı. Kapıları, rafları ahşap olan ve dost kokan bütün dükkânlar da… “Talisman soba”da dükkanını ısıtan berberler, çoktan yok olup gittiler. Yaşlı aktar Hafız, dükkanını kapatıp da bu dünyadan göç edeli, belki de kırk yıl oldu. Gazhane kapatıldı, o bina şimdi başka amaçlarla kullanılacak. Artık Skoda otobüsler yok, Mercedes otobüsler işletiyor belediye. O küçücük geçişi olan köprü, bir başka Kadıköy’e, bir başka Hasanpaşa’ya açılıyor yeni yapısıyla. Komşularımız çoktan ayrıldı bu dünyadan. Annelerimiz, babalarımız, amcalarımız bir daha dönmemek üzere gittiler aramızdan. Bunlar değişimdir. Hayatın akışı içinde elbette olmasını engelleyemediğimiz değişimlerdir. Ama ya yozlaşmaya ne demeli?.. Elli sene önceki Hasanpaşa’nın o modern insan yapısı artık yok. Binalar, yollar, araçlar büyük bir hızla modernleşirken, insanlar büyük bir hızla geriliyor. Köyden göç eden insanlar, büyük binaları dolduruyorlar. Tesettür ve türban dediğimiz ve de ne yazık ki estetikten, çağdaşlıktan uzak giysili kadınlar, bütün Türkiye’yi olduğu gibi Hasanpaşa’yı da sardı. Genç erkekler, jöleli saçlarıyla adeta yer fırçası görünümünde, bedenlerinden üç ölçü daha büyük şalvar kotlarla dolaşıyorlar. Çember sakallar hızla her yanı kaplıyorlar. Minibüs denen ve yalnız bizde ve bir-iki Arap ülkesinde bulunan araçlar ve sürücüleri, etrafı kirletmekten başka bir şey yapmıyorlar.

Genelde İstanbul ve özelde içinde doğup büyüdüğüm Kadıköy’ün, Hasanpaşa’sı; değişimin ve yozlaşmanın benim gözümde en acı verici örneğidir. Kılık-kıyafetler değişti, insani ilişkiler değişti, selamlama biçimleri değişti.

Çok sevdiğim Hasanpaşa artık bana yabancı…

Güler Osmanlı MutfağıHasanpaşa’da 1965 yılından beri faaliyet gösteren bir Osmanlı Mutfağı var ki, 2009 Türkiye’sinde en ünlü 100 lokanta arasında. Sahiplerinden Ali Güler’in, 600 yıllık Osmanlı lezzetlerini yaşatmak adına verdiği mücadeleden dolayı pek çok ödülü var.

2 yorum

  1. Aytaç Sönmez

    Esat bey,
    Senmisin bilmiyorum ama umarım sensindir.Ben Aytaç eğer doğru kişiysek bana ulaşabilirmisin.
    Yukarıda MSN var.

  2. Sevgili Aytaç, yıllar sonra Kadıköy Life sayesinde yeniden karşılaşmamız beni çok sevindirdi. MSN ve hotmail adreslerine de bağlantı kuracağımız bilgileri verdim. Ailene de sonsuz selam. Görüşmek umuduyla.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

Esat Sönmez – Bostancı belgeseli…

Kadıköy’ün birçok mahallesi vardır. Bazıları bulundukları konum nedeniyle çok bilinir. İşte bu tür mahallelerden biri de Bostancı’dır. *   ...