Ün ve başarı…

Toplumda başarılarıyla ünlenen, hayranlık duyulan, imrenilen birçok insandan söz ediliyor. Basında haklarında yazılan başarı öykülerini okuyor, televizyonda başarı yolculuklarını kendi ağızlarından dinliyoruz. Başarılı insanların ulaştıkları yerleri, sahip oldukları sıfatları, servetleri gıpta ile izliyoruz.

Başarı kolay bir iş değildir. Büyük mücadeleler, arzu ve istekle yapılan büyük emek ve çabalar ister. Her işin başarı kriteri ayrıdır, ona uygun kimlik, kişilik, tutum, anlayış ve yaşam biçimi gerektirir. Ayrıca başarı, “ulaştım” denilecek bir yer değildir. Ağır sorumlulukları olan bir yoldur ve yol çok kaygandır. Her an düşebilir, başarıdan başarısızlığa doğru hızla gidebilirsiniz. Bu nedenle gerçek başarı, ulaşılan yerde tevazu içinde durabilmek, sabır ve sadakat içinde, özenle başarı yolunda yürüyebilmektir.

Başarı çok yönlü bir olgudur. Her yönüyle insanın kimliğine, kişiliğine, yaşam biçimine yansımalıdır. Tek veya belirli birkaç yönde elde edilen başarılar, başarı sahibini şaşırtır, dengesini bozar, bazı zafiyetler, psikolojik ve sosyolojik sorunlar yaratır. Toplumun hayranlıkla izlediği başarılı denilen öyle ünlü insanlar tanıdım ki, 10 dakika sohbet etmeye dayanamazsınız. Megalomanisi ile sizi öyle ezer, kendini öyle büyük gösterir, her şeyi yalnız kendinin bildiğini söyler ki; başarı zannettiği şeylerin kendini nasıl zavallı duruma düşürdüğünü üzülerek izlersiniz. Birkaç gün önce işindeki başarısını dinleyip imrendiğiniz kimsenin, bir sohbet sırasında, eşiyle, çocuklarıyla ne büyük ihtilaflar içinde olduğunu duyarsınız. Başka bir gün başarılı denilen bir ünlünün yaptığı basit kavgaları dinlersiniz. Hatta intihar eden, suç işleyen, hapse düşen, hiç yakıştıramayacağınız şeyler yapan başarılı denilen insanlara rastlarsınız.

Tek yönde gelişen ve oluşan başarıları taşımak çok zordur. Sosyal yaşamım ve iş yaşamım nedeniyle tanıştığım birçok ünlü ve başarılı insan oldu. Daha yakından tanıma imkânı bulunca, bir bölümüne hayranlığım biraz daha arttı, bir bölümünü ise derin bir şaşkınlık içinde üzülerek izledim. İnsanlar, başarının zor, engebeli, uzun mesafeli ve çok yönlü bir insanlık koşusu olduğunu bilmelidirler. Başarılı olmak ve “Başarılı oldum” diyebilmek çok kolay şey değildir.

Yıllar önce bir iş adamını ziyaret etmiştim. Ofisinin duvarları başarı belgeleri ile doluydu. Başarılı ihracatçı, vergi rekortmeni gibi ödülleri vardı. Benim verdiğim kursları; sevgi, mutluluk, yaşama sevinci, yaşamın anlamı gibi konuları konuştukça bu konulara ne denli yabancı olduğunu söylüyordu. “Ben bu yaşa dek hep ticaret yaptım ve para kazanmayı öğrendim, yaşamayı öğrenemedim” dedi. Yaşamından bazı kesitler anlattı; gelecekle ilgili umutsuzluğu, yaşamla olan bağlarındaki zayıflık, çalışanlarıyla olan ilişkileri ve beklentileri hakkında öyle kötümserdi ki… Hayattan hiç zevk almadan yaşadığını hissettim. O da her sözüyle bunu ifade ediyordu. Ben bile etkisinden kurtulamayıp, kötümser duygular içinde yanından ayrıldım.

Bir arkadaşım, artan bel ve bacak ağrılarını araştırmak üzere birkaç doktorla görüşmüş. Ameliyat olması gerektiğini söylemişler. Ameliyata karar verdikten sonra cerrah aramaya girişmiş. Sorduğu doktor arkadaşları bu konuda en başarılı ve en ünlü cerrahı tavsiye etmişler. Randevu alıp gitmiş, dönüşte bana uğradı. Sonucu sordum. “Gittiğim doktor felaket bir şeydi” dedi. “Yüzü hiç gülmüyor, muayenehanesinde çalışanları sürekli tersliyor, hastaya hiç saygı göstermiyor, önem vermiyor, ‘sırtınızı açınız, nefes alınız’ demiyor,  emrediyor.” Arkadaşımı üzüntüyle dinledim.

Bir zamanlar böyle bir profesöre ben de gitmiştim. Üstelik bana “Acil ameliyat” demişti. İnsan ilişkilerinde bu denli sert ve kötü olan bir kimseye hem inanmadım, hem de ameliyat olmak istemedim. Arkadaşım olan birkaç doktora daha gittim, önerdikleri sporları yaptım. Aradan 10 yılı aşkın zaman geçti. Ağrıları unuttum bile; çok iyiyim. Eğer o sert ve nobran profesörü dinleseydim, şimdi ameliyat edilmiş belle dolaşan yarı sakat bir insan olacaktım. İnsan ilişkilerine zarafet, incelik, özen, saygı gibi nitelikleri getirmemişse, vicdanı ortadan kaldırıp elindeki neşteri para için gerekli, gereksiz her yerde kullandırabiliyorsa, ün ve başarı denilen şeylere yazıklar olsun. Allah kimseye de öyle şeyleri kısmet etmesin.

Dünyaya, maddeye, şana şöhrete dayalı başarılar, dünyasal sonuçlar veriyor; gurur, kibir, megalomani, bencillik, açgözlülük gibi zayıflıklar yaratıyorsa, insan üzerinde yapacağı etkiler başarısızlıktan daha acı demektir. Başarı; insana iyi olma duygusu, huzur, tevazu ve hoşgörü getirmelidir. Oysaki başarı sonucu uğradığı şaşkınlık ve hazımsızlıkla, kendi cehennem ateşini yakan ve içinde yanan ne kadar çok insan gördüm, bilemezsiniz. Ün ve başarı insanı yalnızca dünyasal şeylere kilitlememeli, iç dünyasına yansımalı; şefkat, merhamet, hayır ve hizmete yönlendirmeli. Ruhsal aydınlık içinde sezgilerini, ilhamını ve içsel özgürlüğünü geliştirmeli. Duygusal ve ruhsal dengeye ulaştırmalı. Gurur ve kibirden uzaklaştırıp tevazu dolu coşku ve sevinç içinde yaşatmalıdır.

İnal AYDINOĞLU

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

betul-ceylan

10 adımda metabolizmanızı hızlandırın

Aslında sağlıklı beslenme ve metabolizmayı hızlandırmak tahmin ettiğinizden kolay desem 🙂 Bazal metabolizma hızı bir insanın fiziksel aktivite ...