Moda Plajı ile arka bölümde görülen Moda Kadınlar Deniz Hamamı, 1965. (R. Sertaç Kayserilioğlu koleksiyonu)

Moda’nın, çok moda olduğu zamandı…

Kalamış İskelesi’nden gelip Kadıköy-H.Paşa-Galata Köprüsü’ne gidecek vapur Moda İskelesi’ne yaklaşırken, Kalamış-Caddebostan-Suadiye-Bostancı-Adalar seferini yapacak olan vapur Moda İskelesi’nden hareket etmeye hazırlanmakta, 1940′. (R Sertaç Kayserilioğlu koleksiyonu)

İstanbul’un Anadolu Yakası… Bir dö­nemlerin Kalamış’ıyla Fenerbah­çe’siyle, Caddebostan’ı Suadi­ye’si Moda’sı ile İstanbul’un adeta rüya beldesi… Rengârenk çiçeklerle bezen­miş bahçelerinde havuzlarının pinpon toplu fıskiyelerinden suların fışkırdığı, çamlarından salkım sö­ğütlerinden köşklerine gölgelerin düştüğü yöre… Kat karşılığı arsa ev alım satımlarının daha başlamadığı, içilesi sularından denize girildiği, çevre kirli­liği diye bir olgunun ise henüz bilinmediği dönemlerin Kadıköy yakası. Ve de bu yakanın bir vazgeçilmezi; Moda semti…

68 kuşağı yıllarımızın o unutulmaz günlerinde, Anadolu Yakası’nda isek ve de canımız İstanbul’u ve Boğaz’ını panoromik izlemek istediğinde Çamlıca’ya çıkar, arabalarımızla caka satmak istersek Fener’de turlar, denize karşı biraz efkâr dağıtmak istediğimizde ise Bomonti ya da Moda Burnu’na koşardık.  O Moda Burnu ki; bir tarafından Moda Plajı üzerinden “Bir tatlı huzur” koyuna açılan Fenerbahçe’sini, diğer tarafından ise Sarayburnu üzerinden ona dün bir tepeden baktığımız  “Aziz İstanbul”una açılan o doyumsuz manzarayı yakalayan yegâne belde…

Yaz ayları bir başka olurdu Kadıköy yakası… İstanbul yakasının sayfiyeye buraya taşındığı bu mevsimde, Kadı­köy’den Bostancı’ya Fenerbahçe’ye ve Moda’ya kadar, kenarları açık, yanları tenteli süslü vagonlar çalışırdı. Çiçeklerle bezenmiş bahçeli köşkler arasından Moda’ya gitmek için o yaza özel açık tramvaylarla yapılacak bu güzel yolculuk uğruna sırf duraklarda bekleyen özel müşterilere rastlamak,  Kadıköy yakamız yaz akşamüstlerinin sıklıkla karşılaşı­lan manzaralarından idi.

Vapur çıkışı ile yolculara durak, okul dağılışları ile de talebelere buluşma yeri olan Kadıköy İskele Meydanı’nda, akasya ağaçlarının kuş cıvıltıları altındaki duraklarında sıra sıra yerlerini alan tramvaylardan 20 numaralı “Moda Tramvayı”  ile yolumuza revan oluyoruz. Şimdinin “Haldun Taner Tiyatrosu” olan ve o zamanların “Sebze Hali”nin önündeki kaviste rayların gıcırtıları arasında Çarşı durağına dönüp, sonra o mis gibi halka ve de susam kokularının geldiği ahşap “Çarşı Fırını”nı geçip, çan sesleri ile esnafı selâmlayıp, Altıyol’un tatlı yokuşunu tırmanıyoruz bu kent mobilyası görünümündeki kutu tramvayımız ile…

Şimdiki Boğa’nın olduğu yerde özel sepet kabini içinde duran trafik polisinin yanından sağa Bahariye’ye sinemalar yokuşuna kıvrılıp, önce Opera sonra Süreyya ve nihayet Yurt sinemalarını geçip, Bahariye İlkokulu’ndan sola Moda’ya doğru dönüp, iki katlı ahşap köşklerin arasından Kadıköy Kız Lisesi’ni de geçerek, Moda’ya varıyoruz.

Moda son durakta inip, mis gibi yosun ko­kulu Moda Plajı ya da Moda İskele kenarında, balıkları elle tutulası sulara sahip berrak sahilinde, ya da Bomonti’nin salaş çay bahçesinde bir akşam çayı içip, gün batmadan aynı güzellikleri seyrede seyrede tekrar geri dönmek, Kadıköy­lülerin alışa geldikleri ihtiyaçlarından idi o yıllar için…

Günün batışı ve mehtabın çıkışı en manâlı olarak Moda Burnu’nun Rainbow Oteli önündeki tahta oturma bankının İstanbul tarafına bakan köşesinden izlenmekte… Moda Kulübü tarafındaki diğer köşe ise, denizin bütün enginliği ile karşınızda yükseldiği Kurbalıdere’den Kalamış’a, Kalamış’tan Fener’e doğru göz alıcı bir altın parıltısında titreşip durduğu koy adeta…

40’lı 50’li yılların Moda’sı, Mühürdar üzerinden Kadıköy’e, ya da Cevizlik üzerinden Kalamış’a doğru bahçeli köşklerinin yanyana sıralandığı da bir yöre… Bu bölge, Kadıköylü edebiyatçıların toplantı yeri olmasından öte, onların kitap ve aşklarına da ilham kaynağı olacak gezinti ve duygulanma alanı o zamanlarda.

İşte; Moda İskelesi’ne yanaşan bir güzel vapur, karşı İstanbul’dan gelen yolcularını indirmekte… Oldukça saygın bir ortamda yapılmış yolculukla evlerine dönmenin keyfi içindeki Moda sakinleri, çıkışta küçük karton biletleri toplayan şık giyimli iskele memurunun tanıdık selâmlı hoş tebessümü arasında evlerine dağılmakta…

Az sonra, aynı koydaki dost iskelesi “Kalamış İskelesi”ne ve ardından da sırası ile; Caddebostan, Suadiye ve Bostancı iskelelerine diğer yolcularını teslim etmek üzere hareket eden bu beyaz kuğu, çevre evlerden ve Moda Kulübü balkonlarından kaptan köşküne yönelmiş dostane el sallamaları arasında yoluna revan olmakta…

Ne var ki; İstanbul’un en güzel yıllarını yaşadıkları o 40’lı 50’li yılların ardından başlayan yoğun göç hareketinin doğurduğu mekân ihtiyacı, Moda ve civarındaki o canım köşkleri, konakları ve de tek katlı evleri toz duman içinde sokaklar boyunca kaldırımlar üzerine serecektir. Zira; “Şişli’de Bir Apartıman” dizeleri operet nağmeleri arasında duyulmaya baş­lanmış,  bu çok katlı yeni beton binaları ise göz görmüş gönül de sevmiştir artık.

Bahçe içinde tek katlı ev ya da konaklardaki o eski canım eşyalar eskicilere  “Şişelere Mandal” misali verilirken,  apartman dairelerini Avrupai eş­yalarla dayanıp döşemek moda olmaya, Tepebaşı’ndaki mobilyacıların sayıları ise hızla artmaya başlamıştır gayri…

Derken; bir yeni milenyumu görür bu gözler… Artık; ne  Moda İskele’sine yanaşan o vapurlardan bir iz,  ne de iskelesinde inen o güzel insanlarından eser vardır.  O çocukluk yıllarımızın Bağdat Cadde­si’nde, Fenerbahçe’sinde, Moda’sında gördüğümüz;  akasyalı yolların iki yanını kaplayan çiçekli, heykelli bahçeler içindeki geniş saçaklı, ahşap panjurlu, rengârenk küçük camlı cumbalı köşklerine artık sadece siyah beyaz filmlerin karelerinde rastlamak, be­ton yığını yükseltileri arasında yeşile hasret yürekleri­ daraltmaktadır gün be gün… İskele tarafında zıplayan karideslerle vapurun sancak tarafından göz kırpan gümüş balıkları ise, şimdilerde kimbilir hangi koydadır zaar?

Geleceğe, sadece büyük yapıtların; Süleymaniye, Sultanahmet, Yeni Cami gibi zaten korunan yapıların kal­masının yeterli olmayacağı kanısındayım. Her çağda kültürlere mer­kezlik etmiş bu güzel kentin, geç­mişle bağını sağlayan asude örnekleri; köşklerini, vapur iskelelerini, tren istasyonlarını, hatta ve hatta Haydarpaşa’sını bile tarihe gömebilen zihniyetlere, en azından bu hatıralarım adına hakkımı haram etmek geçiyor içimden… Ve de onun içindir ki bir sözü çok seviyorum;  “Yetmez ama Allah belanızı versin!”

1900’lü yılların başında İsveçli levantenlerden Moda’da yaşayan Landgrebe ailesinin köşkü; 1910’… (R. Sertaç Kayserilioğlu koleksiyonu)

1934-1966 yılları arasında çalışmış Moda Tramvayı’nın Koç Müzesi’nde yer alması için yapılan restorasyon çalışmaları esnasında R.Sertaç Kayserilioğlu, 1993

Moda Plajı ile arka bölümde görülen Moda Kadınlar Deniz Hamamı, 1965. (R. Sertaç Kayserilioğlu koleksiyonu)

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

betul-ceylan

10 adımda metabolizmanızı hızlandırın

Aslında sağlıklı beslenme ve metabolizmayı hızlandırmak tahmin ettiğinizden kolay desem 🙂 Bazal metabolizma hızı bir insanın fiziksel aktivite ...