17 Mayıs 1936 - Fenerbahçe

Fenerbahçesi’ne giden kara tren

Haydarpaşa Tren Garı, 1900′ (R. Sertac Kayserilioğlu koleksiyonu)

Şimdilerde; eski adı “Hatboyu” olan Feneryolu Faruk Ayanoğlu’ndan ne zaman geçsem, 60’lı yıllardaki çocukluğumun günahsızlığı içindeki hatıralar arasında sanki o bahçeli köşklerden yükselen Adamo’lu Peppino’lu melodileri yine duyar, iki yanı ağaçlarla çevrili caddede yere düşmüş at kestaneleri arasında faytonla geçerken parke taşlarının nallar ile birlikte yaptığı sokak solosunu yine dinler, sanki 2-3 vagonlu bir küçük trenin Fener’e doğru geçtiğini görür de makinistine de el sallarım.

Eski günlerdi… Çamlıca’dan kopan poyrazın soluğu doğrudan Haydarpaşa’da aldığı ve de henüz ne “Kara Tren”in ne de “Mavi Tren”in yer almadığı yıllar ufukta… Hani “İstanbul’un taşı toprağı altın” olduğunun henüz daha keşfedilmediği, tüm okların Anadolu’dan İstanbul’a çevrilmediği yıllar…

O yıllarda ulaşım sorunu Tanzimat’la birlikte daha bir önem kazanır olmuş, İstanbul’da denizde başlayan “Şirket-i Hayriye”nin vapur seferlerine,  karada “Dersaadet Tramvay Şirketi”nin atlı tramvayları, yeraltında ise Karaköy-Beyoğlu tüneli eşlik etmişti. İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan “Rumeli Demiryolu Şirketi”, bu kez Kadıköyü’nde “Anadolu Demiryolu Şirketi” ile Haydarpaşa-Pendik hattını hizmete açmıştı (1872).

İşte yine bu dönemlerin İstanbul’unda “Fener Bahçesi” adlı bir semt daha da ayrıcalıklı olmaya başlamıştı… Tanrı’nın yeryüzünü yaratırken kesinlikle ayrıcalıklı davrandığı bu diyar, tabiatın ona bahşettiği güzelliklerini sunmak için sevdalılarını pırıl pırıl sularla kaplı masmavi koyuna çağırır, çimenli çiçekli mesiresiyle, Adalar ve “Karşı İstanbul” seyri ile hülya alemindeki misafirlerini ağırlardı.

Fenere giden yol

Fenerbahçesi’nin mesireliğindeki tüm bu güzellikleri sağır sultan bile duymuştu. Üstelik kıyılarının sığ ve kumsal oluşu, deniz mevsiminde yüzme bilmeyenler için bile ayrı bir artıydı. Fenerbahçesi işte böylesi güzel bir yerdi. Güzel bir yerdi de, İstanbul halkı için de hayli uzak bir yerdi. Halkın zengin ve paralı olanları özel faytonu ile landosu ya da kupasıyla gelirdi de, lakin orta tabakası nasıl gelecekti? Kadıköy’den Fenerbahçesi’ne atlı araba ile gitmek pahalı, yürümek ise hayli yorucuydu. İşte, güzellikler ile ulaşımdaki güçlük arasında tezat yaşayan Osmanlı İstanbulu’nda, bu sorun çözüme kavuşturulmak isteniyordu. Döneminde İstanbul’un toplu taşımacılığı konusunda birçok ilke imza atan Sultan Aziz, o zamanın en gözde mesire yeri olan Fenerbahçesi’ne, halkın kolay ve ucuz bir biçimde ulaşabilmesi gayesi ile bu konuda da buyruğunu veriyordu.

Anadolu Demiryolu İdaresi, Haydarpaşa–Pendik ana demiryolu üzerinde özel bir istasyon yapacak, buradan Fenerbahçe yarımadasına gidecek kısa bir mesafe için ise ek bir demiryolu döşeyecekti. Nitekim istasyon kısa bir süre sonra kuruldu, Fener’e gidecek hatlar da döşendi. Ana hattan ayrılarak, ayrımın yapıldığı bu yere kurulan istasyona “Fener’e Giden Yol” anlamına gelen  “Feneryolu İstasyonu” adı verildi. Tabii Fenerbahçesi’nde kurulanı da “Fenerbahçesi İstasyonu” olarak isimlendirildi.

Cuma ve pazar günleri bu hatta özel Fenerbahçe treni işler, Üsküdar’dan, Bağlarbaşı’ndan, Erenköyü’nden, Haydarpaşa’dan aldığı insanları akın akın Kadıköyü’nün bu yeşillikler beldesine taşırdı. Bu hattın üzerinde dekovil kullanıldığı görülmüş ise de, bazı yerlerde yazıldığı söylendiği gibi sadece dekovil hattı için yapılmamış, Fenerbahçesi’ne halkın ulaşımı gayesi ile tamamen “kara tren” için yapılmıştı.

Ahmet İhsan Tokgöz sahibi olduğu Servet-i Fünun Mecmuası’nda “Bir Hafta Sohbeti” adlı makalesinde (1893/ Mayıs) şunları yazmakta: “Haydarpaşa Garı’ndan Fenerbahçe’ye hareket etmek üzere olan trenin kalabalığı tasavvurun dışında. Tamamen dolmuş vagonlara birkaç vagon daha ilave ettiler; yarım saat sonra bir tren daha hareket edecekti. Gar ve rıhtım üstü, renkli yaz esvaplarını giymiş halk ile doluydu. Oh! Ne letafet, tren yolu boyu iki yanı papatyalarla donanmış, Fenerbahçesi’ne doğru hafif bir meyil ile ağır ağır inen tren ve keskin düdüklerini etrafa aksettiren trenin penceresinden sarkmış başlar… Bizden evvel gelmiş civar semtler halkı, yarımadanın heybetli ağaçları altındaki zümrüt gibi çimenlere çocuk sevinci ile yayılmış…”

Ellerinde büyük sepetleri ile trenden inenler bir telaş yeşil çimenler üzerine serilir; dolma, helva tabakları akşamdan özenle hazırlanmış paketlerinden açılırmış. Fenerbahçesi turu, çimenler üzerinde geçirilen hoş saatler, derken  güneş alçalmaya başlayıp da ortalık tatlı bir pembeliğe dönüştüğünde, beyaz atı üzerinde beliren muhafızın ve zaptiyelerin; “Paydos!… Evli evine, köylü köyüne” nidaları ile de gün son bulurmuş.

Fenerbahçe Tren İstasyonu

1872’de işletmeye açılan Haydarpaşa–Feneryolu–Fenerbahçe Tren hattı ile ilgili ayrıntılı bilgiye Dr. Müfid Ekdal’ın “Bizans Metropolünde İlk Türk Köyü Kadıköy” adlı kitabının sayfalarında rastlıyoruz: “Haydarpaşa’dan kalkan Fenerbahçe treni, Feneryolu’nda makas değiştirerek Feneryolu tren istasyonunun arkasından bu hatta girerdi. Tren, Feneryolu istasyonunun arkasından şimdiki Feneryolu Tanzim Satış Merkezi’nin bulunduğu yerden geniş bir kavis çizerek Bağdat Caddesi’ne ulaşır, Bağdat Caddesi’ne ve yol kavşaklarına yerleştirilmiş olan yol kapatıcı kırmızı-beyaz boyalı demirler daha evvelden makasçılar tarafından kapatılarak yollardaki trafik durdurulduktan sonra, şimdilerde ‘Fenerbahçe Ordu Kampı’na doğru inen Dr. Faruk Ayanoğlu Caddesi’ni takip ederek kestane ağaçlarının arasından ilerleyerek yoluna revan olurdu. Yolun sonundaki bugünkü Fenerbahçe Ordu Evi’ne varan tren, askeri lojmanların bulunduğu geniş arazinin ortasından gene büyük bir kavis çizerek ilerler ve eski Fenerbahçe plajının doğu tarafına yapılmış olan Fenerbahçe tren istasyonunda son bulurdu.”

Fenerbahçe yarımadasının 1890 yıllarında çekilmiş olan ve bugün arşivimde bulunan bir fotoğraftan çıkarttığıma göre, bugünkü Devlet Demir Yolları lojmanlarının giriş kapısının Piramit’e bakan tarafında bir yerlere tekabül eden bir mevkide yer aldığını tahmin ettiğim bu şirin istasyon, 1872 yılında bir Avusturya şirketi tarafından iki katlı ve ahşap olarak yapılmıştı. Binanın etrafında çepeçevre olarak yer alan sundurma, beyaz boyalı kalın ahşap direklere meyilli olarak binmişti. Alt katında bilet gişesi ile çok şık kırmızı kadife koltukları ve aynı kumaştan perdeleri, orta masası, büyük bir duvar aynası olan bir bekleme salonu, üst katında ise binada bütün yaz kalan memurun odası bulunmaktaydı. Feneryolu’ndan gelen hattın seviyesi tutsun diye burada toprak yükseltilmiş ve iki katlı ahşap istasyon binası buraya yapılmıştı. Civarda fazla ev olmadığı için dolma topraktan meydana gelen ufak tepenin üzerindeki bu istasyon her taraftan görülürdü. Yazın tren istasyonu olarak kullanılan bina, kışın seferlerin yapılmamasından dolayı karakol olarak da kullanılmış, dolayısıyla uzun kış gecelerinde de zaptiyelere yatakhane olmuştu.

Atatürk, Fenerbahçe Tren İstasyonu’nda…

Fenerbahçesi’ne giden bu hat, tarihin her döneminde sadece insanları sayfiyeye taşımak için kullanılmamış, 1.Dünya Savaşı sıralarında çok ulvi bir amaca da hizmet etmişti. Savaş esnasında 6 Eylül 1917 ve 18 Ekim 1918 tarihlerinde Haydarpaşa Garı’nda yaşanan hava hücumu ve infilak neticesinde, hasar gören Haydarpaşa’nın bu elim hali düzeltilene kadar Anadolu’ya silah ve malzeme sevkıyatının yapılmasında Fenerbahçe’deki taş iskele de kullanılmış,  buraya yapılan sevkıyat bu hat ile sağlanmıştı. İstanbul’un işgal altında olduğu dönemde ise bu istasyona İngilizler yerleşmiş ve burasını bir üs olarak kullanmışlardı.

Cumhuriyet ile birlikte özellikle 1928 yılından itibaren yaz aylarında gezi maksadıyla Fenerbahçesi’ne yeniden tren seferleri yapılmasına özen gösterilmişse de pek başarılı olunamamıştı. 1933 senesinde hizmete başlayan Fenerbahçe tramvayının bu ihtiyacı karşılaması üzerine Haydarpaşa–Fenerbahçe tren seferlerinin eski günlerdeki gibi verimli olamadığı görülmüş ve bir süre sonra da bu hatta toplu taşıma hizmeti verilmesinden vazgeçilmiştir.

17 Mayıs 1936 günü Atatürk’ün Fenerbahçe’ye özel treni ile yapacağı gezi için yine bu hat ile bu istasyon kullanılacağının öğrenilmesi üzerine yıllardır atıl olan hatta çekidüzen verilmiş, raylar tamir ettirilip, Fenerbahçe tren istasyonu temizletilmişti. Atatürk ve mahiyetindeki zevat, Fenerbahçesi’ndeki gezisini tamamladıktan sonra yine aynı gün Kalamış Vapuru ile Dolmabahçe Sarayı’na dönmüş, ne var ki bu kısa yolculuğu ile de olsa, büyük önderimiz buraya gelişindeki ulaşım tercihinde bu hattı ve dolayısıyla da Fenerbahçe İstasyonu’nu kullanmakla yine çok sevdiği Fenerbahçesi için geride güzel bir hatıra bırakmıştı.

1936 senesinden sonra iyice kullanım dışı kalan bu hattın rayları, şimdiki ismi ile Dr. Faruk Ayanoğlu Caddesi’nin denize inen kısmının sol tarafında yıllarca kestane ağaçlarının arasında kaldı. Hatta bu nedenle de halk tarafından yine yıllar yılı “kör hat” diye tanımlanan çocukluğumuzun bu nostalji hattı, 1969 senesi sonunda verilen bir emir ile de demiryolu amelelerinin rayları ve traversleri sökmeye başlaması sonucu 1970 senesi Mart’ında sessizce tarihe karıştı.

Son

Evet… Kadıköy’üm bir hatırasını daha maziye gömmüş, “Haydarpaşa”mızın o unutturulamaz geçmişine son veren görevliler,  tarihine ve hatıralarına sahip çıkmayan bir neslin mirasçıları olarak görevlerini o dönem de layıki (!) ile yerine getirmişlerdi. Oysa böylesi tarihe mal olmuş bir yer “yabancı”da olsa, gelecek kuşaklara örnek olsun diye açık hava müzesi olarak muhafaza edilir, Kurtuluş Savaşı’nda cephelere silah sevki için kullanılıp yurdun kurtuluşunda pay almış bu bir tutam demiryolu ve bu şirin istasyonun hikâyesi ise, gençliğe televole kültürü yerine övgü kültürü olarak anlatılırdı.

Şimdilerde; eski adı “Hatboyu” olan Feneryolu Faruk Ayanoğlu’ndan ne zaman geçsem, 60’lı yıllardaki çocukluğumun günahsızlığı içindeki hatıralar arasında sanki o bahçeli köşklerden yükselen Adamo’lu Peppino’lu melodileri yine duyar, iki yanı ağaçlarla çevrili caddede yere düşmüş at kestaneleri arasında faytonla geçerken parke taşlarının nallar ile birlikte yaptığı sokak solosunu yine dinler, sanki 2-3 vagonlu bir küçük trenin Fener’e doğru geçtiğini görür de makinistine de el sallarım.

Evet… “Kör Hat” dediğimiz ve hattının körlüğü kadar talihinin de körlüğünden hiç şüphemizin kalmadığı o rayların izleri, şimdilerin asfalt döşeli Ayanoğlu Caddesi’nde kalmadıysa da bazı yüreklerde hâlâ durmakta. Ne diyelim; baki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş…

1872 yılında bir Avusturya şirketine yaptırılan, yazları istasyon, kışları karakol olarak kullanılan Fenerbahçe tren istasyonu

17 Mayıs 1936 – Fenerbahçe

sporvitrini

Hakkında Oğul Kayserilioğlu

Bir Cevap Yazın

x

Check Also

Üsküdar-Çekmeköy Metrosu geçeceği bölgeleri nasıl etkileyecek?

Üsküdar-Çekmeköy Metrosu’nun Eylül 2016’da hayata geçmesi planlanıyor. Böylece bazı durumlarda 75 dakikayı bulabilen Üsküdar-Çekmeköy arası ulaşım 24 dakikaya düşecek. Bu durum, metro hattı ...