Bu yüzleşme o kadar aydınlatıcıdır ki, insanın yaşamı birden durulaşır. Bir bıçağın insanın vücuduna saplanması kadar acı verici, ama yine aynı bıçağı çıkarıp, hızlıca tedavi sürecine geçmek gerektiğini gösterecek kadar da nettir.
İnsan kendi gözüne perdeler çeker. Hep kendisi haklıdır. Kendisini haklı çıkaracak yüzlerce gerekçe bulabilir. Hatalı olduğunu kabul edebilmesi için neredeyse bir mucize gereklidir. İnsanın aklı inanılmaz bir makine olduğu halde, ya çok az kullanılmaktadır ya da çok verimsiz… İnsan bu dünyaya ‘insan’ olarak gelmez, bu yaşam ‘insan olma’ sürecidir. Hiç değişmeyenler, teknik olarak gelişemezler. Çünkü her gelişme bir değişme içerir. Değişme hareketinin temelinde ise, bir enformasyon değişimi vardır. Eğer düşünceleriniz hep aynıysa hiç değişemezsiniz. Çünkü insan bir gemiyse, düşünce onun dümenidir. Düşüncesi aynı kalan, hep aynı yöne gider; manevra yapamaz ve sonunda ya kayalara çarpar ya da karaya oturur. Sayısız insan için suçlu olan, dümeni kullanamayan kendisi değil, kayalardır. Kayalara çarpmak ya da başka bir kriz, bazı insanları kendisiyle yüzleşmeye götürürken, bazılarını sadece diğerlerini suçlama aşamasında bırakır.
İnsanın kendisiyle yüzleşmesi güçlü olmayı gerektirir…
İnsan kendisiyle yüzleşemez, çünkü çok yalnızdır. Bu yüzleşmeyle mücadele etmek için tahmin edilemeyecek kadar yalnızdır. Ev hanımı bir annede yalnızdır, bir baba da, bir çocukta, bir eşte… Öylesine yalnızlardır ki, bunu kendilerine itiraf etmekten bile korkarlar. Çoktan kırılmış olan kişisel tutarlılıklarını da gözden geçirmezler. Çünkü insanın kişisel tutarlılığının bozulmasını görmesi, bir anda kendini başarısız ve yetersiz hissetmesine yol açar. Bu yetersizlik, değersizlik hissinde de bir omuz verecek kimsenin olmaması, insanı bitirir. Bu yüzden insanın kendisiyle yüzleşmesi, güçlü olmayı gerektirir.
İnsanın kendisiyle yüzleşmesinde yakınlarının çok yardımı olmaz. Aslında olabilir ama istenmez bu… Zaten davranışlarımızdaki eksikliklerin, hataların en çok yansıdığı insanlar; eşimiz, çocuklarımız, anne-babamız ya da yakın arkadaşlarımızdır. Onlardan gelen sitemler, çıkışlar, küslükler, bizim onlarla ilişkimizdeki problemlerin sinyalleridir.
İçeriden görünen ile dışarıdan görülen çok farklıdır…
‘Yüzleşmek’ kelimesi, insanın dönüp kendine bir bakmasıdır; hem içine hem dışına… İnsanın bir gün içindeki hareketlerinin videoya çekilmesi çok eğitici olurdu. Çünkü videoyu izlediğinde tam bir dış göz olarak kendisini görebilirdi. İçeriden görünen ile dışarıdan görülen, birbirinden oldukça farklıdır. İnsan gömleğindeki bir lekeyi kolayca fark etmez, ama dışarıdan biri kolayca lekeyi görür. İşte yüzleşmek insanın kendi davranışlarındaki lekeleri, karaltıları ve kirleri görmesi demektir. Temizlenme ve arınma yüzleşmeyle gerçekleşir. Tıpkı lekelendiğini fark ettiğimiz bir gömleği temizlemek gibi, hatalarımızı da ancak farkettiğimizde düzeltiriz.
Bir de kendisiyle yüzleştiği halde, “ben böyleyim” işte deyip çıkan umursamazlar vardır. İnsanın özgürlüğü, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter. Umursamazların da, davranışlarının başka insanların özgürlük alanlarını etkileyinceye kadar umursamama hakkı vardır. Ne var ki, bu alan oldukça dardır. Onun için yüzleşelim, temizlenelim, arınalım, düzleşelim…