‘Var mı Bir Bilen, Neler Oluyor Bana, Bize?’

A. Vefik Alp

2010 biterken eski günleri düşündüm.

Ergenliğe adım atarken Menderes ve Arkadaşlarının idamları ile sarsıldım. ITU de talebelik yıllarımda ülkücü-devrimci çatışmalarını derinlemesine yaşadım…

Yurt dışı yıllarında Ülkenin çalkantılı gündemini izledim. Darbeler, muhtıralar bir yana, her sabah yeni bir olay, yeni bir tartışma, yeni bir vahşet, yeni bir manşet vardı…

Suudi Arabistan da 8 yıl çalışarak gıdım gıdım gönderdiğim dövizler 1994 yılında bir gecede bankada buharlaştırıldı. Sorumlular bugün saygın kimse olarak ortalıklarda dolaşıyorlar. Şimdilerde ise başka tür hortumlar türedi. Denizler, fenerler, saadet zincirleri…

Diplomatik kayıplarımız oldu. Kıbrıs’ta aldandık, geri düştük. Irak da pasif kaldık, çuval giydik, ‘İsrail’e ‘bir dakika’ dedik demesine ancak Mavi Marmara da kıydılar onlarca cana. Ege kıta sahanlığı bir muamma. Faydası tartışılır AB üyeliği giderek uzaklaşıyor.

Yıllardır türbanlı-türbansız, dinci-laik, yobaz-çağdaş, doğu-batı gibi kutuplar arasında gidip geliyor Ülkemiz. Cumhurbaşkanlığı seçimi, parti kapatma davaları, TSK nın uyarıları, HSYK düzeni çalkantılara neden oldu. Ergenekon, Balyoz Davaları geldi. Mahkemeler ciddi delil olmadan dava açmazlar, tutuklamazlar. Ancak bu kadar seçkin insanımızın, gazetecimizin, hocamızın, komutanımızın tutuklu veya sürgünde olmasını içime sindiremiyorum.

Yasadışı göçmen pazarı, uyuşturucu koridoru olduk. Yakalananlar var, acaba yüzde kaçı? Telekulak yaygın, komşuya telefon açmaya çekiniyoruz. Sahtecilik istemediğiniz kadar. Milli içkimiz dahil her şeyin sahtesi mevcut. Sıkıntılarımıza derinleşen ekonomik krizler eklendi…

Karşılıksız çek patladı. Işsizlik, boşanmalar, tavan yaptı. Kartzedeler canına kıyıyor. Fuhuş alabildiğine. Dış borç, ekonomik açıklar patlamış, sıcak para bir giriyor bir çıkıyor. Bahtsız çocuklar kağıt mendil satıyor, cam siliyor, sonra tiner içiyor kırmızı ışıklarda..Çöp bidonlarında bebekler. Fakirlikten organlarını pazarlayanlar bile var..Gelir makası açılıyor. Emekliler içler acısı. Eğitim, sağlık sektörü sancılı. Adliye zorlanıyor, sıkıntılar var. Basın ‘vicdan mı, cüzdan mı’ yazıyor. Adalet ya geç geliyor veya zaman aşımına uğrayıp hiç gelemiyor. Suç cezasız kalıyor, mağdurlar ise boynu bükük…

Seçim Yasası, Siyasi Partiler Yasası, Dokunulmazlık çağdışı, ancak kimse elini sürmüyor. Parti Başkanları Firavun gibi maşallah. Yasa yetki vermiş, Bende olsam öyle olurdum vallahi. İhaleler evlere şenlik, iddiaya göre ‘yabancıya gitmesin’ ilkesi egemen…

Kürt ve Ermeni kardeşlerimiz için açılımlar gündemde, ancak doğmadan ölen bebekler gibi. Bazıları iyice kopmuş, dilimizi, bayrağımızı tartışmaya kalkışıyor, baş kaldırıyorum diyor. Koca Türkiye’min bölünmesi konuşuluyor, Mustafa Kemal Paşa’mın kemikleri sızlıyor…

Bu süreçten medya da nasibini almış: yandaş, muhalif, dinci, çağdaş medya var.. Çeşit çeşit. Akşam haberleri bir kabus: Şehit cenazeleri, katliamlar, ayaklanmalar, yakıp yıkmalar, cinayetler, tecavüzler, soygunlar, infazlar, linçler, intiharlar, kadın kaldırmalar, töre kurbanları, kabadayılar, magandalar, üfürükçüler, dolandırıcılar, çocuğunu eşini doğrayanlar, sevgilisini testereyle doğrayanlar, çeteler, mafyalar…Nerdeyse herkesin belinde tabanca asılı, yoksa kasatura…

Benzin fiyatında altın madalyamız var. Dünya rekortmeniyiz Allah’ın izniyle. Tesellimiz enflasyonun düşmesi ve bazı dost ülkelerin vizeyi kaldırması.

Yolsuzluk, yağcılık, yalakalık, adam kayırma yaygın, ahbap çavuş sistemi egemen.

Bu işler artık açık seçik yapılıyor. Utanma, sıkılma kalmadı. Köşe dönmecilik, uyanıklık, bitirimlik kültürümüz olmuş.. Çarpan götürüyor. Af üstüne af, ‘yasalara uyan enayi, adamını bulan, güçlü olan kazanıyor’ deniyor.

Betondan kaçak kentler, yitirilen tarih varlıkları, çevre, doğa, kültür katliamı, bize deprem, sel, afet olarak geri dönen kentsel suçlar. Güvencemiz Ordumuz yıpranıyor. Canımızı, malımızı, ülkemizi teslim ettiğimiz büyüklerimiz çete üyesi, suç örgütü ortağı gibi iddialarla tutuklanıyorlar. Üst rütbeli askerlerimiz, polislerimiz, savcılarımız, hakimlerimiz haksız menfaat, tehdit, şantaj, taciz, rüşvet gibi berbat iddialarla içeri alınıyor..Salı günleri ödüm kopuyor TV yi açmaya, Genel Başkanlar gürlüyor Grup toplantılarında…

Tek suçlu İktidar mı?  Ya Muhalefet ?  Ya insanımız ?   Yanlış nerede,  kimde ?

Peki kime güveneceğiz.? Ne yapacağız..? Nereye gidiyoruz biz..? 2010 geçmişe giderken pembe tablolar çizende çok, her şey güllük gülistanlık diye.

Yoksa ben mi bardağın boş kısmına bakıyorum.? Var mı bir bilen neler oluyor bana, bize..?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

x

Check Also

Bir İstanbul masalı; Takke düştü, kel göründü!..

Her ciddi sağanak ve fırtına ertesi altyapı özürlü İstanbul’umuzun ilkel yüzü ortaya çıkınca, bu tip yazılar basında ve ...